30 Eylül 2020 Çarşamba

A FLEUR DE TOİ

Merhaba, bu sefer yeni bir şeyler denemek istedim. Sevdiğim şarkıları çevirmeye çalışacağım, yabancı dilimi geliştirme adına yardımcı olacağını düşündüm. Kağıt kalemle uğraşmak eskiden çok keyifli gelirdi fakat sanıyorum artık ben de klavyenin büyüsüne kapıldım. O yüzden önceden de keyifle yaptığım çevirilere bu platformdan devam edeceğim. Hikayeleri olan şarkılara yer vermek istiyorum bu etiket altında fakat bu seferlik bu şarkı için yazabileceğim büyük bir hikayem yok. Sesini çok sevdiğim Slimane isimli sanatçının en sevdiğim parçalarından olan A Fleur De Toi isimli şarkısı ile başlıyorum. Dinlediğimiz tüm şarkıların bir anısı mutlaka oluyor, bu şarkıyı sanıyorum ilk kez yurt odasında dinlemiştim. Duygusal bir anıma denk gelmiş ve beni büyülemişti. Bazı insanlar hayatınıza girer ve çıkış yolu onlar için kapanır. Bu şarkının hikayesi de bunu anlatıyor. Diğerleri geliyor, gidiyor ama akılda zaten kalıcı biri var. Şarkı hayatında biri varken başkası için yazılıyor. Çok acı verici ve çok gerçek bir durum. 

Korkunç bir çeviri olabilir Fransızca bilen okuyucular için ama benim hedefim profesyonel bir çeviriden ziyade dil geliştirmek. 

Umarım şarkı bana hoş geldiği gibi sizin kulağınıza ve ruhunuza hoş gelir.

 

https://www.youtube.com/watch?v=TtW_QqXN0Hc

https://open.spotify.com/track/4JY1FSA7txTVKWJWkHrUo2?si=VIvxR-RFT-yG7v6_couBAA


Şarkı Sözleri (Fransızca)

Les jours passent mais ça ne compte pas, j'ai tant de mal à vivre, ivre
Günler geçiyor ama saymıyorum, pek kötü yaşamak mecburiyetindeyim, sarhoş
De ce parfum si différent du tien, pire 
Bu parfüm seninkinden farklı, en kötüsü
J'ai compté chaque minute qui me retient à elle
Beni ondan alıkoyan tüm dakikaları saydım
Comme si j'étais mon propre prisonnier
Kendi tutsağımmışım gibi
Ça fait bientôt un an qu'elle m'a sauvé de toi
Yaklaşık 1 yıl oldu o seni benden kurtardı
Souvent, je me demande où j'en serais pour toi
Sık sık senin için nerede olacağımı merak ediyorum
Souvent, je me demande ce que tu fais, où tu es, qui tu aimes
Sık sık ne yaptığını, nerede olduğunu, kimi sevdiğini merak ediyorum
Sors de mes pensées!
Düşüncelerimden çık!
J'ai changé d'adresse, de numéro, merci
Adresimi, numaramı değiştirdim, teşekkür ederim
J'ai balancé tes lettres et tes défauts, même si
Senin mektuplarını ve hatalarını attım hatta
J'ai fait semblant d'avoir trouvé la force
Gücü bulmuş gibi göründüm
Je garde au plus profond de moi
İçimin derinliğinde sakınıyorum
Tout c'que tu m'as aimé
Bende senin sevdiğin her şeyi
J'essaye de t'oublier avec une autre
Seni bir başkasıyla unutmaya çalışıyorum
Qui tente en vain de racheter tes fautes
Senin hatalarını telefi etmek için boşuna uğraşan
J'essaye mais rien n'y fait, je ne peux pas, je ne veux pas
Deniyorum ama bir şey olmuyor, yapamıyorum, istemiyorum
Je n'y arrive pas
Oraya varamam
Je ne l'aime pas comme toi!
Onu senin kadar sevemem
Elle, elle, elle a tenté de me consoler, même si 
O, o, o beni teselli etmeye çalıştı, hatta
Elle n'a pas tes mots ni ton passé
O senin sözlerine ne de senin geçmişine sahip değil
C'est vrai mais elle n'a pas ton goût pour la fête
Bu doğru ama o senin zevkine sahip değil parti için,
pour la nuit, pour les autres, pour tout ce que j e hais
gece için, diğerleri için, nefret ettiğim her şey için
Elle a séché toutes mes larmes, tu sais
O tüm gözyaşlarımı sildi, biliyorsun
Elle a ramassé tes pots cassés
O kırık saksılarını topladı
Et elle a réglé tous tes impayés, tes impostures, tes ratures
Ve o tüm faturalarını, sahtekarlıklarını, üstü çizilmişliklerini ödedi
Tout c'que tu m'as laissé
Bana bıraktığın her şeyi
Elle m'aime comme une fou, elle me connaît par cœur
O beni deli gibi seviyor, beni ezbere biliyor
Elle me dit "je t'aime" parfois durant des heures
O bana ara sıra saatlerce seni seviyorum diyor
Mais elle ne sent pas ton odeur
Ama o senin kokunun tadını vermiyor
Pourquoi je te respire dans ses bras?
Neden senin kollarında soluk alıyorum?
Sors de mes pensées!
Düşüncelerimden çık!

20 Ağustos 2020 Perşembe

ÇUKURLAR ve DÜZLÜKLER

Merhaba, Sputnik Sevgilim kitabındaki Sumire karakteri gibi yazarak bir şeyleri anladığımı, bildiklerimi ve bilmediklerimi bir bütün olarak ancak bu yolla aktarabildiğimi fark ettim. Muhakkak beni anladığını düşündüğüm insanlarla kurduğum ilişkiler de bu amaca hizmet ediyor fakat hiç şüphe yok ki en çok bağ kurduğumuz insanla bile bir duvara çarpıyoruz. Bu platformu Buse'yi biraz dışarıda bırakarak doldurmak istemiştim fakat şimdi fark ediyorum ki insan kendinden uzaklaşamaz. Birinci tekili kullanmamak için çok uğraş verdiğim oluyor ancak işin ucu hep buraya, bana varacak. Bunun nedeni dediğim gibi insan kendinden uzaklaşamıyor, ne kadar bunun bilincinde ve isteği uzaklaşmak olsa dahi. 

Hep bir beklenti içerisinde olduğumu düşünüyorum. Aileden, arkadaşlardan, sevgiliden veya olaylardan, yaşanılanlardan hep bir beklenti söz konusu. Ben onlara, hayata ne verebiliyorum acaba? Bir yakınım beklentiyi düşük tutmanın mutluluk kapısını hep açık tutacağını söyler. Sanırım bu çok doğru bir yaklaşım. Tabii bahsettiğim umutsuzluk ve hayatın tüm yaralayıcı hamlelerini kabul etmek değil. Benim doğru bulduğum nokta hayat yolunun tozlu, çamurlu, çukurlu ya da tümsekli olabileceği gerçeği. Eğer asfalt olan, gölgeli, manzaralı bir yol çıkarsa karşımıza ne mutlu. Beklentin zaten pürüzsüz bir yol ise karşılaştığın azıcık bir kötü yol bile büyük bir hayal kırıklığı olur ama beklentin zaten bu ise iyi olana daha fazla sevinirsin. Öte yandan ayakkabılarını iyi seçmelisin bu yol için veya bir yağmurluk ile hazır olmalısın her an bastırma ihtimali olan yağmura. O tümsekleri aşacak kadar güçlü olmalı vücudun. Biliyorum çok zor böylesine hazırlıklı ve azimli olmak ama yaşmak bu işte. İsteğimiz o yolun sonuna kadar 'iyi' gitmek ise. 

Kendime haftalarca yorulmadan acıyacağımı biliyorum, vah başıma bunlar geldi ah neden böyle oldu diye. Bundan eminim. Emin olduğum diğer şey ise bir başkasının gözünde bu sinir bozucu olacaktır çünkü ben onun hayalindeki yerdeyimdir ve ayağıma bir kaç çakıl taşı değdi diye mırın kırın etmem onun için sadece şımarıklıktır. O çakıl taşı benim için kocaman bir kaya aslında, altında eziliyorum. Bazen kimsenin yardımını istemeyiz kendi başımıza onu yuvarlayabileceğimizden de değil o yükü onlara yüklemek istemediğimizden, belki gurur yaptığımızdan. Gelmek istediğim nokta herhangi bir nedenden hala o kayanın altında oluşumla ilgili. Bu kaya ölüm, işsizlik, yalnızlık, depresyon, sevgisizlik, asosyallik diye sayabileceğim herhangi bir örnek olabilir. Bunlar bir kaç itici güçle aşılalabilecektir fakat ilk başta bahsettiğim  yere tekrar gelecek olursak bunların aşılabileceğini düşünmek bir beklentiye girmek değil midir? Hani beklentiye girmek işleri zorlaştırıyordu, kişi için yıkıcı olma potansiyeli vardı? Birilerinin o kayaya el atmasını istemek mesela büyük bir beklenti. Hadi diyelim bir yardım eli var ve biliyoruz ki insanlar birlikte olunca kolayca atlatılabilir bazı şeyler. O beklentinin istediğin şekilde karşılanamaması veya bir şey beklememek halinde nasıl mümkün olabilir bu? Bir şey beklenmediği zaman yapılan şeyler kişiye ne kadar dokunabilir ki? Sonuçta etkiyi istemiyor ve bu yüzden gerçekleşecek etkiyi doğru şekilde içselleştiremez. Bu durumda kişinin kendini açması lazım, öyle ya da böyle. 

Genel olarak şu şekilde ilerlemenin aydınlatıcı olabileceğini düşünüyorum. Hayat yolumuzda bir çukur varsa beklenmedik veya öngördüğümüz ilk olarak bunu tartmak gerek. Genişliği, derinliği nedir yani önceden bildiğimiz sorunlarla bir kıyaslaması yapılarak en az hasarla nasıl atlatılacağını kestirmek için. Sonra kabul ettiğimiz ve tarttığımız bu çukuru aşmak için gereken ortamı hazırlamak yani yardımcı unsurları toplamak gerek. Bu bir yakınından alınan yardımla veya güçlendirdiğin biricik kendinle mümkün olabilir. Süreci yalnızca sen belirleyeceksin çünkü kendini en çok sen tanıyorsun, o çukuru sen ölçtün ve hamleye karar veren de sensin. Son olarak geriye bu çukuru aşmak gerekiyor. Birden fazla kez denemeyi, düşmeyi göze alarak. Biliyorum bunu aştıktan sonra illa bir yerde gölgeli, huzur verici bir yola sapacağız. O zamana kadar herkes için güç diliyorum.

Hayatınızdaki tüm aşılmaz sandığınız sorunlara umutla yaklaşmanız dileğiyle, hoşça kalın. ✋



10 Ağustos 2020 Pazartesi

BİLİNÇLİ RÜYA

Merhaba, hayal kurmak ya da benim tabirimle bilinçli rüya hali ile ilgili yazıyorum. Küçüklüğümüzden beri her daim  bize eşlik etsin istediğimiz hayallerimiz. Görselleştirdiğimiz düşüncelerimiz yani kurduğumuz hayaller gerçek hayatı şekillendirmede bize yardımcı oluyor. Baş edemeyeceğimiz bir durumla karşı karşıya kaldığımızda bir kaçış kapısı olma ya da karamsar bir anımızda aslında böyle de olabilir dedirterek bizi silbaştan yaratma gücüne sahip. Böyle sayabileceğimiz, yardımcı olduğu bir çok şey var. Rüyadan farkına ise yaratıcısının kontrolünde olması, yönlendirebilme diyebiliriz.  Binlerce olasılığı kafamızda kurmak, istediğimiz yerde istediğimiz kişi ile birlikte olabilmek, seçtiğimiz herhangi bir konu üzerine kendi çizdiğimiz yolda yürüyebilmek. Muazzam bir şey. 

Öte yandan gerçek hayatı unutmamak gerek ne kadar hayal kurarsak kuralım bizi bekleyen yalnızca bir hayat var. Evet ona yön verebiliyoruz fakat çoğu zaman hayalimizdekinin yanına bile yaklaşamıyor. Kurduğumuz hayallerde yaşayabileceğimiz onlarca hayatı, mekanı, zamanı, kişileri görüyoruz ancak elimizde olan bu çağ, bu coğrafya, bu beden, bu kişi... Demek istediğim kurduğumuz hayal sonrası gerçeğe dönmek suya yüz üstü çarpmak gibi olabilir. Bunu da kimse istemez, suyun soğuk olduğunu ve hatalı bir düşüşte can atıcı olabileceğini unutmamak gerekir. Sahip olduğumuz biricik hayatı yok şöyle yok böyle olsaydı diyerek, geçmişi değiştiremeyeceğimizi bildiğimiz halde hayallerle oraya hapsolarak, geleceğin milyarca ihtimali arasında dans edip gerçekte harekete geçmezsek en önemli olanı yani anı kaçırırız. Böyle olursa da o an sadece dün olur veya gelecek şimdi haline dönüşür. Geçmiş değişmez, gelecek ise şimdiden yaşanmaz. 

Yukarıda bahsettiğim gibi hayal kurmak ve hayal dünyasında yaşamak arasında bir çizgi var. Sanıyorum kullanışlı olan hayal kurup rahatlamak, bir şeyleri öngörmek ve gerçek hayata daha güçlü bir şekilde dönmek. Ben kendi gerçekliğimden pay çıkararak başlarım hayal kurmaya yani her şey o kadar fazla uçuk kaçık değildir. Mesela en çok istediğim meslekteki Buse'yi ya da Buse'yi en çok yanımda olsun istediğim kişilerle birlikte hayal ederim. Kimse müdahale edemez benim oluşturduğum bu yapay cennete veya kimse çıkamaz ben istemedikten sonra, sanırım olayın en çekici yanı da bu. Herkesin yüzüne bir gülümseme konduruyorsun ve kötü diye niteleyebileceğin her unsuru bu alandan uzaklaştırıyorsun. Gerçekten cennet. Lisede bir erkek arkadaşım çok fazla hayal kurduğundan bahsetmişti, şaşırmıştım sanki bir tek ben hayal kurabilirmişim gibi. Kendime sessiz sakin bir alan oluşturum ve hafif bir müzik eşlik eder bana demişti. 5-10 yıl sonraki beni hayal ederim, okuduğum kitapları hayalimde tekrar yazarım demişti. Gerçekten beni tarif ediyordu, daha önce kimseyle konuşmadığım bu konuyu başka birinin ağzından duymak beni hayli şaşırtmıştı. Onun da hayal kurmak hayatının önemli bir yerindeydi, bir çok insan da olduğu gibi. Hayal kurmanın zihin açıcı ve umut verici etkisi bu insanlar tarafından keşfedilmiş olsa gerek. 

Sanıyorum kimse ağlarken, üzülürken değil sevdikleri ile sevdikleri şeyi yaparken hayal eder kendini. Peki çoğu insanın ortalama benzer hayalleri varsa insanların bu yapay cennete biraz da olsa yaklaşması gerekmez mi? Hayallerin sadece hayal olması mı gerekir, gerçek hayata uyarlanamayacak kadar hayal midir onlar? 

Hayallere umut bağlamaktan korkmayın, sevgiler. ✋